ENVER ERKAN, TERA YATIRIM BAŞEKONOMİSTİ >> Türkiye ekonomisi 2Ç22’de 24 yılın en yüksek enflasyonu tüketicileri daha dik fiyatlar beklentisiyle alımları öne çekmeye sevk ettiğinden, beklenenden daha hızlı büyüdü. Gayri safi yurtiçi hasıla 2Ç22’de önceki üç ayda revize edilen %7,5’lik bir artıştan ve piyasa medyan beklentisinden daha yüksek bir şekilde yıllık bazda %7,6 arttı. Çeyreklik GSYİH büyümesi, mevsimsellikten ve iş gününden arındırılmış bazda %2,1’e yükseldi. 3Ç22 itibariyle beklenen yavaşlamayla birlikte yükseliş kısa ömürlü olsa da, ivme Türkiye’nin 800 milyar dolarlık ekonomisini G-20’de en hızlı büyüyen ekonomiler arasına soktu.

Türkiye ekonomisi çoğu G-20 emsalinden daha hızlı büyüdü… İkinci çeyrekte yıllık GSYİH büyümesi… Kaynak: Bloomberg, TÜİK

Alt kalemlere bakıldığında ise; Hizmetler sektörü ve sanayi sektörü büyümenin temel belirleyicileri olmaya devam etti. Sanayi sektörü 2Ç22’de yıllık bazda %7,8 artarak büyümeye olumlu katkı sağlamaya devam etti. Hane halkı tüketimi, dayanıklı mal tüketimi önderliğinde özel tüketim katkısıyla, bir önceki yıla göre %22,5 arttı. İhracatın yanı sıra artan iç talep, ekonominin ana itici gücü oldu ve yatırımdaki durgun büyümeyi dengelemeye yardımcı oldu. Yıllık GSYİH, önceki üç aylık döneme göre 793 milyar dolardan 2Ç22’de 828 milyar dolara yükseldi. İhracat yıllık bazda %16,4, ithalat %5,8 arttı (Net ihracat son 6 çeyrektir büyümeye pozitif katkı sağlamaktadır). Devlet harcamaları bir önceki yıla göre %2,3 arttı. İşletmelerin yatırımlarının bir ölçüsü olan brüt sabit sermaye oluşumu yıllık %4,7 arttı. Gelişen turizm, yabancıların gelişleri ve harcamalarının bu yıl şimdiye kadar %100’ün üzerinde artmasıyla başka bir destek sağladı. 2Ç22’de hizmetlerde yıllık büyüme %18,1 oldu. Hizmet sektörü de 1Ç21’den itibaren yükseliş trendini sürdürmektedir.

Diğer kalemler bazında; stoklar büyümeye olumsuz katkı yaptı. İnşaat yatırımlarındaki daralma (son 4 çeyrekte) devam ederken, makine ve teçhizat yatırımları güçlü bir şekilde artmaya (4Ç19’dan itibaren artıyor) devam etti. Tarım sektörü son iki çeyrekte daralırken, 2Ç22’de de %2,9 daraldı. İşçi tazminatının GSYİH içindeki payı ise bir önceki yıldaki %32,6’dan %25,4’e gerilemiştir. İşçi sendikası DİSK, düşüşün enflasyon ve Covid-19 pandemisinden kaynaklandığını söyledi.

Özel tüketim harcamaları toplam büyümeye +13.6 puan, kamu harcamaları ise +0,3 puan katkı sağlamıştır. Net ihracat (ihracat eksi ithalat), ihracatın ithalattan fazla artmasıyla büyümeye 2,7 puan pozitif katkı sağlamıştır. Yatırım harcamaları büyümeye 1,2 puan pozitif katkı sağlamıştır.

Sanayi tarafında yavaşlama görülmekle beraber devam eden pozitif seyir, tüketim harcamalarının biraz da artan enflasyona bağlı etkileri gibi nedenle büyümeyi artırmış görünüyor. Bankalararası Kart Merkezi verilerine göre, Türkiye’de alışveriş için kullanılan kredi kartı kullanımı Nisan-Haziran döneminde geçen yıla göre %112’nin üzerinde artış kaydetti.  Sektörler bazında, finans ve sigortacılık sektörünün katkısı olumlu. Ancak inşaat maliyetleri ve tarımda küresel maliyetlerin artması ilgili sektörlerin zorlanarak büyümeye negatif katkı vermesine neden oldu. İhracat tarafı büyümeye pozitif katkı yaparken, kamuda yatırımların bir miktar yavaşladığını gözlemliyoruz. İşgücü maliyetleri, gerek asgari üret gerekse de enflasyon artışından dolayı yükselirken bir yandan kurumsal karlar üzerinde baskı oluşturuyor, bir yandan da çift taraflı maliyet ve talep varyasyonları nedeniyle enflasyon kontrolünü zorlaştırıyor. Enflasyona dayanıklı tüketici harcamaları için hükümet, Temmuz ayında asgari ücrette altı aylık ara bir artış ilan ederek maaşları yaklaşık %30 oranında artırdı. Türkiye, Ocak ayında asgari ücreti %50,5 ile rekor düzeyde artırmıştı.

GSYH büyüme hızları, II. Çeyrek: Nisan – Haziran 2022… Kaynak: TÜİK

3Ç22 dönemiyle alakalı öncü göstergeler ekonomik aktivitede ivme kaybına işaret ediyor. Türk üreticiler arasındaki iş koşullarının geçen ay koronavirüs pandemisinin ilk dalgasından bu yana en kötü şekilde kötüleşmesiyle birlikte, endüstriyel üretim ve perakende satışlarda şimdiden yavaşlama belirtileri ortaya çıktı. İmalat sanayi PMI endeksi son beş aydır 50 eşiğinin altında kalarak daralmaya işaret ediyor. 2Ç22’de ortalama 48,8 olan endeks, Temmuz ayında 46,9’a geriledi. Reel kesim güven endeksi ise son yedi aydır düşüyor. 2Ç22’de ortalama 106,4 olan endeks Temmuz-Ağustos döneminde ortalama 102’ye kadar gerilemekle birlikte hala 100 seviyesinin üzerinde. İhracat artmaya devam etmekle birlikte, gerek EURUSD paritesindeki düşüş, gerekse de küresel dış talepteki düşüşle beraber ivme kaybetmekte. Avrupa’da resesyon tehdidi özellikle endişe verici çünkü Türkiye’nin ihracatının ana hedefi burası.  İthalat ise artan enerji maliyetlerinden dolayı yükseliyor. Seyahat gelirlerindeki olumlu seyir devam etmekle beraber, yaz sezonunun bitmesiyle beraber bu kalemden gelen pozitif etki de azalacaktır.

Normalde tüketime bağlı büyüme nedeniyle ithalat arttıkça, büyüme de devam edebilirdi. Ancak Merkez Bankası’nın bireysel kredilerde bir tavan oluşturmaya yönelik uygulamalarının ihtiyaç kredilerini azaltıcı etkisini gözlemleyeceğiz. 3Ç22 ve 4Ç22’de TCMB ve BDDK tarafından devreye sokulan makro ihtiyati önlemlerin etkisiyle tüketim katkısı azalacaktır. Belirtilen makro ihtiyati önlemlerin perspektifi, kredi eğilimlerinin bireysel tarafta değil ticari tarafta yoğunlaşmasının sağlanmasıdır.

Büyük kısmı Euro Bölgesi’ne yapılan ihracat 2Ç22’den sonra bölgede beklenen daralma veya resesyon nedeniyle ihracatı olumsuz etkileyecek. İhracat kompozisyonunun büyük oranda Euro bazlı olması ve ithalatın da dolar bazında olması bu alandaki en önemli zorlanmayı karşımıza getiriyor. Enerji maliyetleri artarken ihracatın da yavaşladığı bir ortamda da net ihracatın yaptığı katkı oldukça sınırlanacaktır. Euro Bölgesi hızlı bir resesyona girer, enerji krizi de Rusya’dan dolayı artmaya devam ederse bunun ihracat tarafındaki etkileri oldukça negatif olacaktır.

Türkiye, planda ihracat odaklı bir yaklaşım benimsemek istemekle beraber Türk ihracatçısının ihracat yapabilmek için hammadde ithal etmesi gerekiyor. Buna enerji maliyetlerini de eklersek, hem tedarik sıkıntısı nedeniyle, hem de maliyetlerin artması nedeniyle üretim daha yavaş ve daha enflasyonist olacaktır. İhracat odaklı yaklaşımın kompozisyonel yaklaşımının hem baz dövizler cinsinden, hem pazarların çeşitliliği cinsinden, hem de doğrudan yatırım oluşturacak iş kollarının artırılması stratejisi üzerinden yapılandırılması gerekmektedir. Çok yoğun oranda Euro girdisine sahip ihracatta dolar ve hatta pound girdisi ile parite çeşitlendirmesi, %80’e yakın hammadde ithalatı ağırlığının oluşturduğu maliyetin ucuz girdi kaynakları ve yerelleşme ile azaltılması, doğrudan yabancı yatırım çekecek ve yeni yerel start-uplar açısından genç nüfusta da know-how oluşturacak teknoloji, AI, makine öğrenmesi, endüstri 4.0 alanlarına yoğunlaşılması, Avrupa’nın fosil yakıtlardan kaçtığı bir ortamda yenilenebilir enerji yatırımlarının planlanması gerekmektedir.

Önümüzdeki yıl yapılacak seçimler öncesinde büyüme ve enflasyon arasında bir dengeyle karşı karşıya kalan Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan ve ekonomi yönetimi, fiyat istikrarı ve liranın değersizleşmesi gibi faktörlerde zorlanmaya rağmen ihracata, üretime ve istihdama öncelik veren bir ekonomik modeli uygulama perspektifini benimsemiştir. Hazine ve Maliye Bakanı Sn. Nureddin Nebati ise bu ay “Büyümeden taviz vermiyoruz. Büyümeden taviz vermediğimizde enflasyonla mücadele zaman alır” değerlendirmesinde bulunmuştu. Parasal teşvik ise, hanehalkı harcamalarının çıktının yarısından fazlasını oluşturduğu bir ekonomide talebi ve borç vermeyi artırmaktadır. Liralaşma stratejisi ve KKM bütçe açığını artırmakta ve döviz finansmanı ihtiyacını da açığa çıkartmaktadır.

Merkez Bankası Başkanı Sn. Şahap Kavcıoğlu, geçen yılın sonundan itibaren faizleri toplamda 500 baz puan düşürdükten sonra, fiyatların arttığı bir ortamda parasal sıkılaştırmadan ziyade yeni bir faiz indirimi tercih etmiştir. Bu yeni beklenmedik faiz indirimiyle beraber de Türkiye’nin enflasyona göre ayarlanmış politika faizi, dünyanın en negatif seviyesi olan -66,6%’ya gerilemiştir. Merkez bankası, bu ayki faiz indiriminin gerekçesi olarak zaten ekonomide “bir miktar ivme kaybına” işaret etti. Aşırı gevşek politikaların fiyat istikrarı üzerinden önemli risk teşkil ettiğini düşünüyoruz. Fed faiz artırırken, dövizin maliyeti de artmaya devam edecek. Bunun maliyet baskılarıyla bileşik etkisinin, enflasyonun tüketicilere daha fazla zarar verme riskini bir çekince olarak değerlendirmekteyiz.

Sonuç olarak; Sonraki çeyreklerde belirginleşen küresel durgunluk işaretleriyle büyüme momentumunun düşüşe geçmesini bekleriz. Dış talebin büyüme etkisi jeopolitik risklerden olumsuz etkilenecekken, iç talebin de artan enflasyon nedeniyle satın alma gücünün azalması, buna bağlı olarak da tüketim şokundan dolayı aşınmasını bekleriz. Bu kapsamda, 2022 yılının genelinde büyümenin %4’lere doğru yavaşlama göstereceğini düşünüyoruz.