OSMAN ÇAKMAK, ORDU
Fındık, Türkiye’nin tarım sektörü için yalnızca ekonomik bir değer değil, aynı zamanda stratejik bir güç kaynağıdır. Dünya fındık üretiminin yüzde 65’inden fazlasını gerçekleştiren Türkiye, bu alandaki tarihsel liderliğiyle Karadeniz Bölgesi’ni bir “fındık ambarı” konumuna taşımıştır. Ancak son yıllarda uluslararası iş birlikleri ve bölgesel anlaşmalar, Türkiye’nin bu liderliğini tehdit eden unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.
Özellikle Gürcistan-Bhutan ortaklığı, fındık pazarındaki dengeleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Bhutan ile yapılan sekiz yıllık iş birliği, Gürcistan’ın bilimsel ve teknik altyapısını güçlendirmesine olanak sağlarken, Türkiye ile yapılan “Fındık Alanında Stratejik İşbirliği Deklarasyonu” farklı bir boyut kazanıyor. Görünüşte bölgesel iş birliği mesajları taşıyan bu anlaşmalar, aslında Türkiye’nin fındık üzerindeki gücünü kırmayı amaçlayan çift yönlü bir stratejiye dönüşebilir.
Gürcistan’ın Çift Yönlü Stratejisi
Gürcistan, Bhutan ile iklime dayanıklı fındık çeşitleri geliştirme ve üretim kapasitesini artırma noktasında ilerlerken, Türkiye ve Azerbaycan ile bölgesel iş birliklerini sıcak tutuyor. Bu yaklaşım, Gürcistan’ın hem küresel pazarda etkin bir oyuncu olma hem de Türkiye’nin tarihsel üstünlüğünü zayıflatma planlarını içeriyor olabilir. Özellikle Gürcistan’dan getirilen dayanıklı fidanlarla üretim kapasitesini artıran Bhutan, Türk fındık üreticilerinin karşılaşacağı potansiyel tehditleri şimdiden hazırlıyor gibi görünüyor.
Türkiye’nin fındık pazarındaki liderliğini koruması için karşı karşıya olduğu riskler yalnızca uluslararası iş birlikleriyle sınırlı değil. Karadeniz Bölgesi’nde fındık üretimini tehdit eden kahverengi kokarca, külleme ve mantar hastalıkları gibi sorunlar, verim kaybına yol açarken üreticiye ağır bir yük bindiriyor. Üstelik bu sorunlar karşısında Ar-Ge çalışmaları ve bilimsel yeniliklere yönelik bütçe eksikliği, Türkiye’nin fındıkta öncü konumunu zayıflatıyor.
İklim Değişikliği ve Bilimsel Yenilik İhtiyacı
Bhutan-Gürcistan ortaklığının en dikkat çekici yönü, iklim değişikliğine dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesine odaklanmasıdır. İklim değişikliğinin etkileri her geçen yıl daha da hissedilir hale gelirken, bu tür bilimsel çalışmalar fındık üretiminin sürdürülebilirliği için kritik önem taşıyor. Ancak Türkiye, bu alanda yerinde sayarken, Bilimsel yeniliklere yatırım yapmayan, tarım politikalarında yeterli bütçe ayırmayan bir yaklaşım, gelecekte Türkiye’nin fındık üzerindeki hâkimiyetini tamamen kaybetmesine yol açabilir.
Deklarasyonlar ve Gerçekler
Dönemin Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’nin Ordu’daki fındık hasat şenliğinde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin fındıkta merkezi bir güç olduğunu vurgulaması hâlâ akıllarda. Ancak bugün gelinen noktada, Gürcistan-Bhutan ortaklığı gibi projeler, fındığın yalnızca geleneksel topraklarda değil, dünya genelinde üretilebileceğini gözler önüne seriyor. Bu durum, Türkiye’nin fındık üzerindeki tarihsel liderliğini zayıflatabilir.
Fındıkta Yeni Bir Yol Haritası Şart
Türkiye, bölgesel liderlik konumunu korumak ve uluslararası tehditlere karşı mücadele etmek istiyorsa, öncelikle tarımsal Ar-Ge çalışmalarına daha fazla yatırım yapmalı. Ayrıca Karadeniz Bölgesi’ndeki hastalıklarla mücadelede bilimsel ve teknik yenilikler devreye sokulmalı. Fındık, yalnızca bir ürün değil; Türkiye’nin stratejik bir gücü ve uluslararası pazardaki en büyük kozu. Bu kozu kaybetmemek için uluslararası iş birliklerinin olası tehditlerini iyi analiz etmek ve buna uygun adımlar atmak gerekiyor.
Bugün fındıkta yaşananlar, aslında tarım politikalarımızın uzun vadeli planlama eksikliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Sorulması gereken soru ise şu: Türkiye, fındıktaki liderliğini sürdürebilmek için ne kadar hazırlıklı?
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
