EKSİK OLAN YASALAR DEĞİL, İNSAN HAYATINI ÖNCELEYEN YÖNETİM ANLAYIŞIDIR

KOBİ Postası

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI, İzmir’de 115 kişinin öldüğü depremle ilgili açılama yaptı. Açıklama şöyle:

Bilindiği üzere 30 Ekim 2020 tarihinde İzmir`de gerçekleşen depremde 115 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, yüzlercesi de yaralanmıştır. Meydana gelen deprem maddi ve manevi büyük acı ve yıkımlara sebep olarak büyük gerçekliklerimizden birini tekrar acı şekilde ortaya sermiştir. Kuzey Anadolu, Doğu Anadolu ve Batı Anadolu diri fay hatları sebebiyle ülkenin büyük bölümü deprem riski taşımaktayken hem yerel hem de merkezi düzeyde bugüne kadar gerekli hazırlıklar yapılmamıştır. Bu sebeple ileride gerçekleşecek olan depremlerin afete dönüşerek acı ve yıkım yaşatmaya devam etmesi kaçınılmazdır. 

Doğa olaylarının afete dönüşmemesi için önlem almak yerine son günlerde kamuoyunda hem merkezi hem de yerel yönetimlerin deprem ile ilgili sorumluluklarını örtmeye dönük manipülatif söylemlerin üretildiği görülmektedir. İktidar temsilcileri tarafından gündeme getirilen “Fay Yasası” bu ortamda kamuoyunda yaşanan tüm yıkımların esasen yasal düzeyde var olan bir eksiklikten kaynaklandığı algısını yaratmakta ve sorumluları gizlemektedir. Oysa yasal düzeyde kamu idarelerinin deprem riskine karşı müdahale yetkisini kullanmalarına olanak veren  hükümler mevcut mevzuat içerisinde bulunmaktadır. Örneğin 5393 sayılı Belediye Kanunu`nun 73. Maddesi`nde “Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir” denmektedir. Aynı şekilde 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun 2012 yılında tam da deprem, sel vb. afet riskli alanların dönüştürülmesi amacıyla çıkarılmıştır. Kanunla özellikle merkezi yönetime geniş yetkiler tanınmış ve riskli yapıları tespit etme veya ettirme konusunda hem merkezi hem de yerel yönetimler sorumlu tutulmuştur. Bu konuda ayrıca zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Cumhurbaşkanlığınca resmi statüye kavuşturulan riskli alanları belirleme yetki ve sorumluluğu da kamu otoritelerine verilmiştir. 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu içerisinde de ilgili Büyükşehir Belediyeleri, afet riskini önleyecek iş ve işlemleri gerçekleştirmek noktasında açık şekilde görevlendirilmişlerdir. 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu gereğince “İl düzeyinde yapılan plânlara uygun olarak, doğal afetlerle ilgili plânlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak” hususunda Büyükşehir Belediyelerinin de sorumluluğu ve yükümlülüğü açıktır. Dolayısıyla, hukuken deprem riskine karşı istenildiği takdirde müdahale etme olanağı sağlayan yasal altyapı mevcuttur. Ancak bugüne kadar bu iki yasal düzenleme dayanak gösterilerek ilan edilen alanların neredeyse tamamının  kentsel rantı yüksek olan alanlardan oluştuğu görülmektedir. İlan edilen kentsel dönüşüm alanlarının bir kısmı kent çeperinde ve üzerinde yapı bulunmayan ancak rant getirisi yüksek, yapılaşmamış alanlardan oluşmaktadır. Yapılaşmış alanlarda ise olası bir depremde taşıdığı risk düzeyinden ziyade kentsel dönüşüme tabi tutulduğunda elde edilecek kar oranı göz önüne alınarak kararlar alınmış ve bu doğrultuda dönüşüm alanları ilan edilmiştir. Riskli yapı tespitleri ve sonrası plan değişikliklerinde ise “bonus” emsal hakları tanındığı bile olmuş, inşaat alanının bu bilimsel, etik ve ilkesel olmayan şekilde artışı yine mevkii rantının öne çıktığı yerlerde gerçekleşmiştir. Yapı stoğunu depreme dayanıklı hale getirmek amacıyla merkezi ve yerel yönetimlere yetki ve sorumluluk yükleyen yasal düzenlemeler, rant odaklı dönüşüm politikaları doğrultusunda kötüye kullanılmıştır. Boş arazilerde yapılan kentsel dönüşüm, denetimsiz, riskli yapılarda ikamet eden yurttaşlarımızın canına mal olmuştur. 

Dolayısıyla eksik olan yasal mevzuat değil; toplumcu bakış ve insan hayatını önceleyen yönetim anlayışıdır.

İnsan hayatını hiçe sayan rant odaklı anlayış kendini en son “İmar Barışı” adı altında gerçekleştirilen imar affı ile göstermiş ve tamamen mali kaynak yaratma hedefiyle deprem riski dahil olmak üzere diğer afetlerde yaşanabilecek can kayıpları hiç önemsenmeden ve bu hususta sorumluluk tamamen mülk sahibine bırakılarak usulsüz birçok yapı yasallaştırılmıştır.

Bir diğer  husus ise halihazırda İzmir`de deprem sonrasında yaşananlara ilişkindir. Gerek imar affı neticesinde gerekse 1999 sonrası deprem vergileri ile elde edilen gelirlerin neden etkili şekilde depremzedeler için kullanılmadığı sürekli sorulması gereken bir sorudur.  Deprem riskine karşı kullanılacağı söylenen ve meşruiyeti bu şekilde sağlanan imar affı neticesinde elde edilen gelir 23.5 milyar TL iken; İzmir`deki yurttaşlarımıza sadece 30 milyon TL gibi bir meblağın aktarılması bu uygulamayı yapanlar açısından utanılası, bizler açısından ise sorgulanması ve sürekli gündemde tutulması gereken bir durumdur. Yaklaşık binde birine denk gelen bu meblağ ile depremde evini kaybetmiş ev sahiplerine 13.000 TL, kiracılara ise 5.000 TL yardım yapılacağı belirtilmiştir. Bu meblağlar açık şekilde yaşanan maddi kayıpları karşılamaktan uzaktır.

Yerel ve merkezi düzeyde devlet otoritesinin yaşanan yıkım ve acılarda sorumluluğu ortada  iken iktidar bloğunun temsilcileri tarafından riskli yapılarda oturdukları için yaşamlarını ve yakınlarını yitirmiş yurttaşlarımız sorumlu tutulmuş; dönüşüm için ise yine maddi ve manevi açıdan tarifi mümkün olmayan yokluk ve acı içerisindeki yurttaşlarımızın kendi kaynaklarıyla yeni evlere taşınmaları salık verilmiştir. Özellikle 6306 sayılı Kanun ile kentsel dönüşüm neredeyse tamamen vatandaşın sorumluluğuna bırakılmış, tespit, takip ve plan değişikliği süreçlerinde “imar diline” ve işlemlerine sahip olmayan alt ve alt-orta sınıflar kaderine terk edilmiştir. Gerek bu söylemler gerekse fay yasası adı altında yaratılan algı sadece yerel ve merkezi kamu otoritelerinin sorumluluğunu örtmeye ve bu sorumluluğu vatandaşa yüklemeye yöneliktir. Yıllarca afetler neticesinde yaşadığımız acılar ortada iken kamu otoriteleri konuya sadece rant odaklı bakmış ve güvenli bir yaşamı önceleyecek etkili hamleleri hayata geçirmemişlerdir. Onaylı projeler akabinde usulsüz gerçekleştirilen tadilatlar da yerel yönetimlerin gerekli denetimi gerçekleştirmediklerini gün yüzüne çıkarmıştır.

Bu noktada hem yerel hem de merkezi otoriteleri bir an önce mevcut yasaları toplum yararına uygun şekilde ve afette can ve mal kayıplarımızı önleyecek biçimde uygulamaya davet ediyoruz. Hükümetin mali kaynakları  sermaye lehine projelendirdiği ve büyük ekolojik yıkımlara neden olacağı açık olan  mega projeler yerine, afet riski taşıyan bölgelerde insan ve diğer tüm canlıların hayatını önceleyen projelere aktarması elzemdir.   Ayrıca İzmir`de yaklaşan kış koşullarında tek seferlik yardımlar yerine maddi ve manevi açıdan yıkım yaşamış yurttaşlarımızın bu koşullarını iyileştirecek popülist söylemden uzak, gerçekçi maddi ve psikolojik destekler sunulmasını; depremzede vatandaşlarımızın çadıra mahkum edilmeyip yerel ve merkezi otoritenin işbirliği ile mevcut boş konut stoklarına yerleştirilmesini ve en kısa zamanda güvenle yaşayabilecekleri konutlara yerleşmeleri için tüm imkanların seferber edilmesini talep ediyoruz. Bununla birlikte ülkemizin büyük bölümünün deprem riskli alan olması sebebiyle Odamız tarafından 2013 yılında yayımlanan; “KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN TEMEL İLKELERİ”  metninin titizlikle değerlendirilip, ulusal ölçekte kentsel dönüşüm süreçlerinin bu ilkeler temelinde uygulanmasının elzem olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. 

Bu vesileyle tekrar İzmir`de yaşanan deprem dolayısıyla tüm vatandaşlarımıza başsağlığı, yaralılara acil şifalar diler;  toplum yararı çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacak olan her türlü çalışmaya mesleki bilgi ve birikimimizle katkı sunmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz. 

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

İnşaat 4. Çeyreğe İyi Başladı

Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), her ay merakla beklenen inşaat ve bununla bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durum ile beklenen gelişmeleri ortaya koyan “Hazır Beton Endeksi” 2020 Ekim Ayı […]

Girişimcinin haber kaynağı KOBİ Postası'nı takip ettiğiniz için teşekkür ederiz