Osman Çakmak

Türkiye’de fındık üreticisinin gündemi yıllardır aynı: Rekolte kaç ton çıkacak? TMO hangi fiyattan alacak? Serbest piyasa kaç lira verecek? Ürün ne zaman teslim edilecek, parası ne zaman yatacak?

Karadeniz’de üretici bir yıl boyunca bahçesine emek verirken, her hasatta yeniden fiyatını savunmak zorunda kalıyor. Dünyanın öbür tarafında ise büyük şirketler marka satın alıyor, yeni pazarlara açılıyor ve ürünlerini küresel eğlence dünyasıyla birlikte büyütüyor.

Ferrero’nun Wonka markası altında yeni ürünler çıkaracağını açıklaması, benim için bir şekerleme haberi değil. Bu haber, değer zincirinin hangi ucunda kimin oturduğunu bir kez daha gösteriyor. Ferrero, fındık tedarik ettiği başlıca ülkeler arasında Türkiye’yi sayıyor. Şirketin açıkladığı 2024/25 cirosu ise 19,3 milyar avro. Bu rakam kârı ya da yalnızca fındıktan elde ettiği geliri göstermiyor; küresel ölçekte ulaştığı büyüklüğü gösteriyor.

Wonka için duyurulan ürünlerin fındık içerdiği açıklanmadı. Mesele de zaten bu dört ürünün içinde Türk fındığı olup olmadığı değil. Mesele şu: Türkiye hammadde fiyatı üzerine bitmeyen tartışmaların içindeyken, aynı küresel gıda düzeninde markayı, tüketiciyle ilişkiyi ve geleceğin pazarını kim kuruyor?

Biz hâlâ “Bu yıl fındık bol mu, az mı?” sorusuna sıkışıyoruz. Üretici fiyatın maliyetini karşılayıp karşılamayacağını düşünüyor. Tüccar bekliyor, sanayici hesabını yapıyor, devlet piyasayı dengelemeye çalışıyor. Bu sırada küresel şirketlerin önündeki soru başka: Hangi markayı büyütelim, hangi pazara girelim, hangi hikâyeyi dünyaya satalım?

Böyle bir düzende yalnızca daha çok üretmek, üreticiyi güçlü kılmaya yetmiyor. Ürünün sahibi olmakla üründen doğan değerin sahibi olmak aynı şey değil. Bahçedeki riski üretici taşırken fiyat pazarlığında zayıf kalıyorsa, ortada sorgulanması gereken bir güç dengesi vardır.

Türkiye’de fındık piyasasına ilişkin kaygılar yalnızca üreticilerin yakınması da değil. Rekabet Kurumu, Ferrero’nun fındık alımlarına yönelik taahhütlerini açıklarken piyasadaki rekabet sorunlarına ilişkin endişelere açıkça işaret etti. Bu, herhangi bir şirketin her ticari başarısını hukuka aykırı ilan etmek anlamına gelmez. Ancak piyasanın adil işleyip işlemediğinin kamusal bir mesele olduğunu gösterir.

Artık yalnızca fiyat açıklandığında konuşup sonra susamayız. Üreticinin pazarlık gücünü artıracak örgütlenmeyi, şeffaf alım koşullarını, etkin rekabet denetimini ve Türk fındığından doğan değerin daha büyük bölümünü Türkiye’de bırakacak sanayi politikasını konuşmalıyız.

Bir gün gerçek dengelerin yerini bulmasını bekleyebiliriz. Fakat o gün kendiliğinden gelmeyecek.

Biz rekolte ve TMO tartışmalarının dışına çıkıp emeğin karşılığını alacağı düzeni kurmadıkça, başkaları küresel servetlerini büyütmeye devam edecek.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir yanıt yazın