OSMAN ÇAKMAK >

Ordu’da bir gastronomi festivali daha düzenleniyor. Şüphesiz yöresel yemeklerin tanıtılması, coğrafi işaretli ürünlerin öne çıkarılması ve mutfak kültürünün yaşatılması değerlidir. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ancak asıl sormamız gereken soru şudur:

Ordunun bugün en büyük ihtiyacı yeni yemek festivalleri mi, yoksa yeni iş alanları, yeni yatırımlar ve gençlerin şehirde kalmasını sağlayacak ekonomik projeler mi?

Bugün Ordu’nun en büyük sorunu yalnızca tanıtım değildir. Üretimdir, istihdamdır, katma değerdir. Genç nüfusun göçüdür. Şehirde kişi başına düşen gelirin artırılmasıdır.

Bir şehir yalnızca tüketerek değil, üreterek büyür.

Son yıllarda Türkiye’nin birçok ilinde benzer organizasyonlar görüyoruz. Gastronomi festivalleri, hemşehri günleri, yöresel ürün şenlikleri…

İstanbul’da Ordulular Günü…
Ankara’da Mardinliler Günü…
İzmir’de Adanalılar Günü…

Bu organizasyonlar, büyük şehirlerde memleket özlemi çeken insanlara yöresel tatları sunuyor ve ekonomik hareketlilik oluşturuyor. Elbette bunun da bir karşılığı var.

Fakat aynı modeli, ekonomik olarak gelişmeye ihtiyaç duyan şehirlerde tek kalkınma aracı gibi görmek doğru değildir.

Çünkü dünyada başarılı şehir markaları yalnızca yemek üzerinden kurulmadı.

OECD’nin şehir markalaşmasına ilişkin yaklaşımı oldukça nettir.

Bir şehrin markası sadece afişlerden, festivallerden ya da reklam sloganlarından oluşmaz. Gerçek şehir markası; yatırım kararlarını, girişimciliği, yerel üretimi, turizmi ve kamusal projeleri yönlendiren güçlü bir şehir hikâyesidir.

UNESCO’nun Yaratıcı Şehirler yaklaşımı da aynı noktaya dikkat çeker.

Şehirler yalnızca gastronomiyle değil;

zanaatla,

el sanatlarıyla,

tasarımla,

müzikle,

edebiyatla,

yerel üretimle,

doğal yaşamla,

yaratıcı endüstrilerle

ve kültürel mirası ekonomik değere dönüştürerek gelişir.

Dünyadan örnekler bunu açıkça gösteriyor.

Santa Fe, kendisini yalnızca yemekle tanıtmıyor. Yerli kültürü, sanat galerileri, el sanatları ve yaratıcı ekonomisiyle marka oluyor.

Kansas City ise caz müziğini sadece konser düzenlemek için kullanmıyor. Şehrin mahallelerini, turizmini ve ekonomisini bu kimlik üzerine inşa ediyor.

Yani gelişmiş şehirler festival yapıp ertesi gün unutulmuyor.

Festivali, uzun vadeli kalkınma planının bir parçası hâline getiriyor.

Peki Ordu ne yapmalı?

Karadeniz’in en önemli tarım merkezlerinden biri…

Dünyanın en kaliteli fındığının yetiştiği coğrafya…

Kivi, arıcılık, balıkçılık, yaylalar, mavi ile yeşilin buluştuğu eşsiz doğa…

Yürüyüş rotaları…

Bisiklet parkurları…

Ekoturizm…

Kırsal yaşam deneyimi…

Ahşap ve taş ustalığı…

Yerel üreticiler…

Kadın kooperatifleri…

Fındık teknolojileri…

Tarım girişimciliği…

Bunların her biri tek başına uluslararası marka olabilecek değere sahip.

O hâlde neden bütün enerjimizi yalnızca tüketim odaklı festivallere harcıyoruz?

Neden Ordu, dünyanın fındık inovasyon merkezi olmasın?

Neden genç girişimcilerin tarım teknolojileri geliştirdiği bir şehir olmasın?

Neden uluslararası doğa sporlarının merkezi olmasın?

Neden kırsal kalkınmanın örnek ili olmasın?

Neden gastronomiyi, üretimin ve yaşam kültürünün doğal sonucu olarak anlatmayalım?

Çünkü gastronomi bir amaç değildir.

Bir sonuçtur.

Üreten şehir zaten iyi yemek yapar.

Üreten şehir zaten kültür üretir.

Üreten şehir zaten turist çeker.

Asıl mesele; insanların gelip iki gün yemek yemesi değil, burada yatırım yapması, üretmesi, çalışması ve geleceğini bu şehirde kurmasıdır.

Ordu’nun ihtiyacı daha fazla festival değil demiyorum.

Ama festivalin arkasında üretim olmazsa geriye sadece birkaç güzel fotoğraf kalır.

Bugün artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Ordu, sadece lezzetiyle mi anılacak; yoksa üretimi, girişimciliği, tarımı, doğası, kültürü ve dünyaya örnek kalkınma modeliyle mi hatırlanacak?

İşte gerçek şehir markalaşması, tam da bu soruya verilecek cevapla başlar.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir yanıt yazın