Osman Çakmak
Ferrero, geçtiğimiz günlerde 3,1 milyar dolarlık dev bir anlaşmayla kahvaltılık gevrek devi WK Kellogg Co’yu bünyesine kattı. ABD, Kanada ve Karayipler’de Kellogg’s markasının üretim, pazarlama ve dağıtımını da kapsayan bu satın alma, Ferrero’nun Kuzey Amerika’daki etkisini daha da büyütürken, şirketin iştahının artık yalnızca çikolata ve fındıkla sınırlı olmadığını açıkça gösteriyor.
Ancak mesele yalnızca dev bir satın alma haberi değil. Bu haberin Türkiye açısından kritik bir arka planı var. Çünkü Ferrero bu noktaya öyle kendi başına gelmedi. Türkiye’de Ferrero tartışıla dursun, o Türk fındıklarını uygun alarak dünyada önemli şirketleri bünyesine katarak büyümeye ve devleşmeye devam ediyor.
Ferrero, 2014 yılında Türkiyede satın aldığı büyük fındık ihracatçı firmasından sonra Türk fındığı üzerinde adeta hakimiyet kurdu. Bugün Türkiye’den aldığı fındıklarla tüm dünyaya çikolata ve şekerleme ürünleri satıyor; şimdi de Kellogg gibi devleri yutuyor. Yani Türk fındığının gücü, sizi dünyanın en zenginleri arasına sokabiliyor.
Bunu bizzat şirketin tepesindeki Giovanni Ferrero’nun Forbes verilerine göre 41 milyar dolarlık kişisel servetiyle görüyoruz. Dünya zenginler listesinde yukarılarda yer almak için illa teknoloji devi olmanıza gerek yok. Fındığı iyi işlemek, doğru pazarlamak ve küresel marka olma vizyonuna sahip olmak yeterli.
Ama işin acı tarafı şu: Türk üreticisi, bu dev zenginlik pastasının neresinde?
Fındığı işlettiğinizde bir şirket olmaktan öte global bir dev olabilirsiniz demek. Bütün bunların olabilmesi için Türk fındığına tartışmasız bir zorunluluk, bir mecburiyet içinde olan küresel şirketler var. Ancak bu gücü ne biz doğru kullanıyoruz ne de bu potansiyelin ülkemize faydasını maksimize edecek politikalarımız var.
Eh o zaman biz ülke olarak bu yolu sağlam kanunlarla, güçlü üretici birlikleriyle, devletin stratejik koruma politikalarıyla bir ticaret yoluna oturtmazsak, bu pastadan her zaman kırıntılarla yetinmeye devam ederiz.
Unutmayalım: Ferrero’nun devleşme hikayesinin altında Türk fındığı var. Bu da bize açık bir mesaj veriyor: Eğer biz bu ürünü stratejik bir değer olarak görürsek, hem ülkemiz hem de üreticilerimiz kazanır. Ama bugünkü gibi politik belirsizlik, fiyat baskısı ve üreticiye kulak tıkayan bir sistemle devam edersek, sadece seyirci oluruz.
Ferrero kazanmaya devam edecek. Peki biz ne zaman kazanacağız?
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
