23-27 Ağustos 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen Dünya Su Haftası kapsamında, şirketlerin su risklerine dikkat çeken Metsims Sürdürülebilirlik Müdürü Orhan Atacan, su yönetiminin sürdürülebilirlik gündeminde kritik bir konuma geldiğini belirtiyor. Kuraklık, su stresi ve suya erişim; özellikle su yoğun sektörlerde, üretim kapasitesinden yatırım kararlarına kadar şirketlerin iş süreçlerini doğrudan etkileyen stratejik risklere dönüşüyor.
Şirketlerin suya bakışında son yıllarda önemli bir değişim yaşanıyor. Geçmişte su ayak izi çalışmaları ağırlıklı olarak sürdürülebilirlik hedefleri ve müşteri talepleri doğrultusunda yürütülürken, bugün konu giderek risk yönetiminin bir parçası haline geliyor. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarının (TSRS) belirli şirketler için zorunlu hale gelmesi de bu dönüşümü hızlandırıyor.
Şirketler iklimle bağlantılı fiziksel risklerini daha sistematik analiz etmeye başladıkça kuraklık, su stresi ve suya erişim de yönetim gündeminde daha fazla yer buluyor. TSRS kapsamında su stresi, iklimle bağlantılı fiziksel risklerin değerlendirilmesinde yer alırken, bazı sektörlerde toplam su tüketimi, su stresi yaşanan bölgelerden çekilen su miktarı, su yönetimi ve suyla ilgili regülasyonlara uyum gibi göstergeler sektörel metrikler arasında bulunuyor.
Su riskini metreküp değil, havza belirliyor
Karbon ayak izi, su ayak izi, yaşam döngüsü değerlendirmesi (LCA), sürdürülebilirlik raporlaması ve sürdürülebilir finans alanlarında danışmanlık sunan Metsims’in değerlendirmelerine göre, su riski başta gıda ve içecek, tarım, tekstil, kimya, metal ve madencilik olmak üzere su yoğun üretim yapan sektörlerde giderek daha belirgin bir risk haline geliyor.
“Aynı miktarda su kullanan iki fabrikanın riski, bulundukları havzaya göre tamamen farklı olabilir” diyen Orhan Atacan, su riskinin yalnızca tüketilen metreküp üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Su stresi yüksek bir bölgede faaliyet gösteren bir tesis açısından suya erişim, birkaç yıl içerisinde üretim kapasitesini ve yeni yatırım kararlarını etkileyebilecek kadar stratejik hale gelebiliyor. Bu nedenle şirketlerin yatırım planlarını oluştururken yalnızca enerji, lojistik ve maliyet gibi kriterlere değil, faaliyet gösterecekleri bölgenin su riskine de bakması önem kazanıyor.
Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı geriliyor
Türkiye’nin su kaynakları üzerindeki baskı da şirketlerin bu riski daha yakından takip etmesini gerektiriyor. DSİ verilerine göre Türkiye’nin yıllık kullanılabilir su potansiyeli yaklaşık 112 milyar metreküp seviyesinde bulunuyor. Kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı ise 2000 yılında 1.652 metreküp seviyesindeyken 2020 yılında 1.346 metreküpe geriledi.
Türkiye bugün su stresi yaşayan ülkeler arasında bulunuyor. Avrupa’daki güncel değerlendirmeler de Türkiye’nin mevsimsel su kıtlığı açısından ciddi baskıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Bu tablo, özellikle su yoğun üretim yapan şirketler açısından kaynak güvenliğini yatırım ve operasyon kararlarında daha önemli bir kriter haline getiriyor.
Su ayak izinin çıktısı tek bir rakam değil
Su ayak izi çalışmalarının asıl değerinin toplam tüketimi gösteren tek bir rakamdan ibaret olmadığını ifade eden Atacan, suyun nerede ve hangi proseslerde tüketildiğinin, hangi tesislerin ve tedarik zinciri noktalarının risk altında olduğunun ortaya çıkarılmasının daha önemli olduğunu söylüyor.
Bu analizlerin ardından geri kazanım, proses optimizasyonu, kapalı devre sistemler, yağmur suyu kullanımı ve atık suyun yeniden kullanılması gibi uygulamalar için somut bir yol haritası oluşturulabiliyor.
Her sektör ve tesis için ortak bir tasarruf oranı belirlemenin doğru olmayacağını belirten Atacan, önceliğin suyun en yoğun kullanıldığı prosesleri tespit etmek ve buna göre teknik iyileştirmeleri planlamak olduğunu ifade ediyor. Avrupa Çevre Ajansı’nın 2026 değerlendirmesinde de sanayide teknolojik iyileştirmeler, geri dönüşüm ve yeniden kullanım yoluyla su çekiminde teorik olarak yüzde 30-50 düzeyinde azaltım potansiyeline işaret ediliyor.
Su faturası düşük, riskin maliyeti yüksek
Şirketlerin karbon ve su konularına yaklaşımında önemli bir fark bulunuyor. Karbon emisyonlarının karbon fiyatlandırması, ETS, CBAM, enerji maliyetleri ve müşteri talepleri üzerinden daha kolay finansal karşılık bulduğunu belirten Atacan, suyun birim maliyetinin ise birçok işletmede toplam üretim maliyetleri içerisinde görece düşük kalmasının konunun yönetim gündeminde geri planda kalmasına neden olabildiğini ifade ediyor.
Oysa gerçek su riski, işletmenin ödediği su bedeli değil. Bir üretim tesisinin yeterli miktarda ve kalitede suya erişememesi; kapasite kaybı, üretim duruşu, ilave arıtma yatırımı veya tedarik zinciri kesintisi gibi çok daha yüksek maliyetler yaratabiliyor.
Küresel ölçekte şirketlerin raporladığı su risklerinin potansiyel finansal etkilerinin yüz milyarlarca dolara ulaşması da konunun ekonomik boyutunu ortaya koyuyor.
Önümüzdeki 3-5 yıl kritik
Önümüzdeki üç ila beş yıllık dönemde su yönetimine yatırım yapmayan şirketler açısından risklerin daha görünür hale gelmesi bekleniyor. Su tahsislerinin kısıtlanması, yeraltı su seviyelerinin düşmesi, su kalitesinin bozulması, artan arıtma ihtiyacı ve kurak dönemlerde üretimin sınırlandırılması, operasyonlar üzerinde doğrudan baskı yaratabilecek başlıklar arasında yer alıyor.
İhracat yapan şirketler açısından da yeni bir dönem başlıyor. Müşterilerin tedarikçilerinden su tüketimi, su riski ve su yönetimi hedefleri konusunda veri talep etmesi giderek yaygınlaşıyor. Atacan, su performansının önümüzdeki dönemde tedarik zinciri ve ihracat rekabetinde daha önemli bir kriter haline gelebileceğine dikkat çekiyor.
Türkiye’de şirketlerin en fazla gözden kaçırdığı noktanın ise su riskini geleceğe ait uzak bir çevre problemi olarak görmek olduğunu ifade eden Atacan, suyun artık doğrudan iş kararlarının içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
“Su, üretim lokasyonu seçiminden kapasite artışına, tedarik zincirinden ihracata kadar pek çok kararın içinde değerlendirilmesi gereken bir iş sürekliliği konusu. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı, daha fazla suya erişebilen şirketlerden ziyade elindeki suyu daha verimli kullanan ve su riskini bugünden yönetmeye başlayan şirketlerde olacak.”
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
