OSMAN ÇAKMAK

Bazı insanlar vardır…

Onlar sadece iş yapmaz.

Bir sektörü taşır.

Bir zihniyeti temsil eder.

Sebahattin Arslantürk işte tam olarak böyle bir isimdi.

O, fındığa sadece bir tarım ürünü gibi bakmadı.

Onu bir sistem olarak gördü.

Üretimiyle, verimiyle, kalitesiyle, ticaretiyle, ihracatıyla, kurumlarıyla birlikte düşündü.

Belki de onu farklı kılan en temel taraf buydu.

Türkiye yıllardır fındıkta dünya lideri olduğunu söylüyor.

Ama Sebahattin Arslantürk farklı bir yerden bakıyordu.

Onun asıl sorusu şuydu:

“Lideriz ama doğru yerde mi lideriz?”

Çünkü onun meselesi sadece tonaj değildi.

Asıl dikkat çektiği sorunlar çok daha derindi:

Verim düşüktü.

Bahçeler yaşlanmıştı.

Araziler parçalanmıştı.

Sistem dağınıktı.

Ve belki de en çarpıcı tespiti şuydu:

Fındık yönetilmiyor, sadece toplanıyordu.

Bu cümleyi açık açık söyleyebilen çok az insan vardı.

Sebahattin Arslantürk, üreticiye romantik sözler değil, gerçekler sundu.

Bazıları yalnızca “köylü korunmalı” derken, o daha zor ama daha doğru olanı işaret etti.

Onun anlayışı şuydu:

“Koruyarak değil, güçlendirerek ayakta tutulmalı.”

Bu yüzden dili hep farklıydı.

Budama dedi.

Yenileme dedi.

Tek gövde dedi.

Mekanizasyon dedi.

Ölçek dedi.

Kısacası şunu anlattı:

Fındık, alışkanlıkla değil, bilgiyle;

gelenekle değil, doğru modelle geleceğe taşınır.

Onu farklı yapan bir başka yön ise sadece konuşan biri olmamasıydı.

Sadece eleştirmedi, sistemin içinde yer aldı, sorumluluk üstlendi.

Trabzon Ticaret Borsası’nda hem yönetim hem meclis tarafında görev yaptı.

Ulusal Fındık Konseyi’nin kurucu başkanı oldu.

İhracat birliklerinde aktif roller üstlendi.

Yani masanın sadece bir tarafını değil, her tarafını gördü:

Üreticiyi gördü.

Sanayiciyi gördü.

İhracatçıyı gördü.

Kurumsal yapıyı gördü.

Bu yüzden söyledikleri sıradan bir yorum değil,

sektörün içinden gelen birikim ve tecrübeydi.

En net olduğu yerlerden biri de piyasanın gerçekleriydi.

Herkesin etrafından dolaştığı meseleleri o doğrudan konuştu.

Büyük alıcıların etkisini, piyasanın nasıl şekillendiğini, fiyatın nerede ve nasıl oluştuğunu açıkça dile getirdi.

Sözü dolaştırmadı.

Çünkü biliyordu ki:

Gerçek konuşulmadan çözüm çıkmaz.

Aslında onun ortaya koyduğu çerçeve son derece netti:

Verim artmalıydı.

Kalite standardize edilmeliydi.

Bahçeler yenilenmeliydi.

Depolama altyapısı kurulmalıydı.

Piyasa kurumsallaşmalıydı.

Politika uzun vadeli olmalıydı.

Bugün hâlâ konuştuğumuz pek çok başlık,

onun yıllar önce dikkat çektiği meselelerdir.

Belki de en önemli tarafı buydu:

Sadece günü konuşmadı.

Geleceği düşündü.

Sadece bugünün fiyatına değil, yarının düzenine baktı.

Neden önemliydi?

Çünkü nadir bulunan bir dengeyi temsil ediyordu.

Sahayı biliyordu.

Rakamı okuyordu.

Politikayı anlıyordu.

Ve en önemlisi,

fındığı sadece bugünün kazancı olarak değil,

yarının stratejik gücü olarak görüyordu.

Ardında kalan ise yalnızca bir şirket, bir görev ya da bir unvan değildir.

O, geride bir bakış açısı bıraktı.

Bir düşünce mirası bıraktı.

Bir sektörün nasıl ayağa kalkabileceğine dair güçlü bir hatırlatma bıraktı.

Belki de bunu en iyi anlatan cümle şudur:

“Alanla değil, akılla lider ol.”

Karadeniz’de fındık çoktur.

Ama fındığı gerçekten anlayan insan azdır.

Sebahattin Arslantürk,

işte o az insanlardan biriydi.

Ruhu şad olsun.

Bıraktığı fikir, tecrübe ve sektör aklı, Karadeniz’in ve Türk fındıkçılığının kıymetli miraslarından biri olarak yaşamaya devam edecektir.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir yanıt yazın