Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyhun Elgin, aynı bölümden Dr. Öğr. Üyesi Orhan Torul ve halen Tilburg Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını sürdürmekte olan Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu araştırmacı Ertunç Aydoğdu, bir dönem televizyonda büyük ilgi gören ‘’Var mısın Yok Musun?’’ yarışmasının verilerinden yola çıkarak Türkiye’deki risk tercihlerini ölçen bir makaleye imza attılar. 

‘’Risky choices in a natural experiment from Turkey: Var Mısın Yok Musun?’’ başlığıyla Journal of Behavioral and Experimental Economics’de yayımlanan makale Eylül 2007-Mayıs 2010 döneminde yayımlanan yaklaşık 300 programdan elde edilen verilerle hazırlandı.

Hatırlanacağı gibi, yurtdışındaki Deal or No Deal formatının Türkiye’de yayınlanan ilk yarışma programı olan Var mısın Yok musun? yarışmasında yarışmacılar 1 TL’den 500 bin TL’ye kadar miktar bulunan 26 kutudan birini seçiyor ve kendi kutusunu öğrenmek için geriye kalan kutuları açıyordu. Son 5 kutu kaldığında elinde kalan miktarlara göre banka yarışmacıya bir teklif gönderiyordu. Yarışmacı teklifi kabul ederse teklif edilen paraya sahip oluyor; kabul etmezse kendi kutusundaki parayı kazanıyordu. Yayınlandığı dönemde Türkiye’de hayli popüler olan yarışma programı, yaklaşık aynı tarihlerde dünyanın 30’a yakın ülkesinde farklı versiyonlarla yayınlanmış ve ilgi toplamıştı. Söz konusu yarışma, ABD, Hollanda ve Almanya’daki verilerin dahil edildiği bir uluslararası araştırmaya da konu olarak American Economic Review dergisinde yayınlanmıştı.

300 program izlenerek veri toplandı

Prof. Dr. Elgin, Dr. Öğr. Üyesi Torul ve araştırmacı Aydoğdu ise ‘’Var mısın Yok musun? yarışmasına katılan Türkiye’deki yarışmacıların risk tercihlerini ölçmeyi hedefleyen araştırmalarında yaş, cinsiyet, coğrafya, meslek gibi farklı kriterleri göz önünde bulundurarak bireylerin riskle ilgili tutumlarını analiz ettiler. Prof. Dr. Ceyhun Elgin, araştırmanın hikâyesini şöyle anlattı:

“2018’de ABD’ye gitmeden önce lisans öğrencilerinin araştırma yapmasına yönelik seçmeli bir ders açmıştım. Var mısın Yok musun? yarışmasını bir araştırma konusuna dönüştürme fikri ise Orhan Torul hocadan çıktı. Var mısın Yok musun? ABD, Fransa, Hollanda, Almanya gibi ülkelerde Deal or No Deal adıyla yayınlanan ve katılımcıların alabilecekleri riski ölçme mantığında kurgulanmış bir yarışma. Araştırmada görev alan lisans öğrencilerimiz yayıncı Acun Medya’nın ofisinde saatler süren bir çalışmayla yaklaşık 300 programı izledi ve veri topladı. 

Katılımcıların yaş, cinsiyet, meslek, eğitim seviyesi, medeni durumu gibi özelliklerini istatiksel analize tabi tuttuk. Bu miktardaki veriyi analiz edebilmek için bir süper bilgisayara ihtiyacımız oldu Ben o dönem sabbatical iznimi kullanmaktaydım ve Boston’daydım. Oradaki üniversitede süper bilgisayar kullanarak tahminlemeleri yaptık.

Bu yarışma konseptine dair American Economic Review’da yayınlanan ve yazarları arasında Nobel ödüllü Prof. Richard Thaler’in de yer aldığı bir başka makale daha önce yayınlanmıştı. O makalede araştırmacılar Almanya, Hollanda ve ABD’den verilerle çalışmışlardı. Bizim araştırmamız ise bu üç ülkenin yanı sıra Türkiye’den veriler içerdiği için gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerdeki risk tercihlerini kıyaslamak açısından araştırmaya katkı sağlamış oldu. Ayrıca sayılan bu üç ülkeye göre çok daha fazla katılımcıyla (300 kişi) araştırmaya katkı sağlamış olmamız bizim açımızdan önemliydi.  Araştırmamızın bir diğer veri avantajı da Türkiye’deki yarışmanın ödül miktarındaki değişikliklerdi. Bazı bölümlerde ödül miktarındaki değişiklikler olması ve ödül miktarının artmasıyla katılımcıların risk tercihlerindeki değişimi analiz edebildik.”

Kadınlar riski sevmiyor; eğitim düzeyi yükseldikçe risk almaktan kaçıyoruz

Elde edilen veriler ışığında Türkiye’den katılımcıların ABD, Hollanda ve Almanya’daki katılımcılarla kıyaslandığında riskten kaçınan bir yapıya sahip olduğuna dikkat çeken Elgin öne çıkan bulguları şöyle belirtti:

“Demografik verilere baktığımızda kadınların ve üniversite mezunu katılımcıların riskten kaçındığını gördük. Bir diğer deyişle kadınlar risk alma konusunda erkeklere göre daha temkinliydi. Ayrıca farklı bölgelerden yarışmacıları da analiz ettik. Karadeniz ve Akdeniz’den gelen yarışmacılar daha az risk sever bir profil çizdi. Yaş ortalaması 30.82 olan yarışmacıların yüzde 54’ü kadındı, yüzde 61’i ise üniversite mezunuydu. Türkiye’deki yarışmada kazanılan ortalama ödülün miktarı 56.500 TL iken Hollanda’da 227 bin Euro, ABD’de 122 bin USD, Almanya’da ise 20 bin Euro idi. Bu da Türk halkının daha düşük tekliflere de razı olabildiğini göstermesi açısından dikkat çekici bir sonuçtu.”

Yarışma sosyal bilimcilere doğal bir deney ortamı sundu

Yarışmanın farklı isimlerle dünyanın farklı ülkelerinde yayına girdiği dönemlere bakıldığında genellikle 2008-2010 tarihlerinin öne çıktığını vurgulayan Elgin, Türkiye özelinde ekonomik panorama açısından programın 2008 krizinin yaşandığı döneme denk geldiğini de ekledi. Bireyler ve toplumların risk tercihlerinde kültürel, sosyal, coğrafi, tarihsel olmak üzere pek çok faktörün dikkate alındığını vurgulayan Elgin, ekonomik ve siyasi krizlerin insanları riskten kaçınmaya yönelttiğini, bu koşullar ortadan kalktığında bireylerin daha risk sever bir tutum izleyebileceğini kaydetti. 

Yarışmanın aslında bir doğal deney ortamı sunduğunu belirten Ceyhun Elgin sözlerini şöyle noktaladı: “Sosyal bilimlerde deney yapmak oldukça zordur. Psikoloji ve Ekonomi alanında Boğaziçi’nde gerçekleştirdiğimiz çeşitli deneyler var ancak bu yarışma programında olduğu gibi yüksek miktarlarda ödüller sunabilmemiz imkânsız. Bu doğal deney ortamı deneysel iktisat çalışan araştırmacılar için bulunmaz bir fırsat oldu. Gerçek bir yaşam deneyimini araştırma konusu yapmak bize avantaj sağladı.”

Artık iş kültürüne dijital refah tasarımını da ekleyen şirketler kazanacak 

Pandeminin başlarında daha çok beden sağlığı öne çıkmış olsa da artık kendimizi çalışanların ruh sağlığını destekleme konusuna çok daha fazla odaklanırken buluyoruz. Belirsizlik, endişe, stres ve fazladan sorumluluklar, çalışanların dirençliliğini sınıyor. İşverenler onlara bu konuda destek sağlayabilirler. Sunduğu uzaktan çalışma teknolojileriyle işi kolaylaşrıran Citrix’e göre, en iyi sonuçları elde edecek şirketler, kültürdijital alan ve fiziksel alan olmak üzere üç unsurun her birine dijital refah tasarımını ekleyip bunları çalışan deneyimine uygulayan şirketler olacak. 

İlk Sırada Kültür Var

Destekleyici bir kültüre sahip olmadıkça kaç tane refah programı sunduğunuzun bir önemi olmaz. Refah girişimleri, güçlü bir saygı, güven, işbirliği, ilgi ve empati temeline sahip, çalışma arkadaşlarının birbirlerini desteklediği ortamlarda en iyi sonuçları verir. İnsanların kendilerine bakmaya zaman ayırabilmeleri ve yardım isteyebilmeleri için güvenli bir atmosfer sağlanması gerekir, özellikle de söz konusu ruh sağlığı olduğunda.  

Citrix’e göre, dijital refah için şu noktalar önemli:

  • Danışmanlık hizmetleri, meditasyon grupları ve stres yönetimi eğitimi gibi ruh sağlığına ve farkındalığa yönelik programlar sunun ve liderlerin bu programları teşvik etmelerini sağlayın. 
  • Yöneticilerden, refah programlarına katılan ekip üyelerine destek vermeleri yönünde beklentiler oluşturun. 
  • Kendi mücadeleleri ve kendilerine bakmak için nasıl zaman ayırdıkları hakkında açık ve şeffaf konuşmalar yapmaları için liderleri davet edin.  
  • Her türlü girişim, program ya da ilkeyi başlatmadan önce refah üzerindeki sonuçlarını göz önünde bulundurun. 

Böyle bir ortam sağladığımızda çalışanlar, meditasyon yapacaklarını ya da terapiye gideceklerini söylerken dişçiye gideceklerini söylerken oldukları kadar rahat olabilirler. 

Evden Çalışmayla Birlikte Dijital Refahın Önemi Daha da Arttı 

Çok sayıda çalışan evden çalıştığı için şirketleriyle ve işleriyle olan etkileşimlerini çoğunlukla dijital olarak gerçekleştiriyorlar. Dijital alan, çalışan deneyimi için hiç bu kadar önemli olmamıştı. Çalışanlarınızın dijital alanlarını tasarlarken öncelikle dijital deneyimin refah üstündeki genel etkisini, daha sonra da özel olarak tasarlanmış refah araçlarını nasıl entegre edebileceğinizi düşünün. Bir başka deyişle, her gün işlerimizi yapmak için kullandığımız teknolojiyle aramızdaki etkileşimlerin etkisi, en az sağlık durumu takip cihazları, anımsatıcı uygulamaları ve yönlendirmeli çevrimiçi farkındalık içerikleri gibi dijital alana eklediğimiz araçların etkisinden daha fazla edilse, muhtemelen aynı derecede öneme sahip. Daha önce bilgisayarınıza bağırdıysanız ne demek istediğimi anlıyorsunuz demektir. Her gün onlarca uygulamadan gelen talepler çalışanların dikkatini dağıtır ve onları bunaltırsa, yaptıkları iş konusunda iyi hissetmeleri ve başarılı olmaları için ihtiyaç duydukları odağı ve yaratıcılığı sürdüremezler. Entegre ve sezgisel teknolojiye sahip olurlarsa, kritik öneme sahip bir noktayı gözden kaçırma fikri ya da bir parolayı daha akılda tutmaları gerekmesi onları fazla strese sokmaz. 

Bu nedenle kendi çalışanlarımız, işteki karmaşıklığı ve dikkat dağıtıcı unsurları ortadan kaldıran güvenli ve tutarlı bir deneyim için Citrix Workspace’i kullanıyorlar. Artık refah kaynaklarını çalışanların günlerine sorunsuz bir şekilde entegre edebilmek için Workspace’de yer alan yeni mikro uygulama yetenekleri de kullanılıyor. 

Fiziksel Alanı Göz Ardı Edemeyiz 

Çok sayıda çalışanın evleri ofisleri haline gelmişken şu an için fiziksel alanı göz ardı edebilir miyiz? Hayır. Çalışanları kendi evlerinden iş yapan ekipler olacak şekilde donatmaya ve kendi kısıtlamaları dahilinde mümkün olan en iyi deneyimi yaratmaya devam edebiliriz. 

  • Ergonomiyle ilgili en iyi uygulamaları paylaşın ve evdeki düzenlerini iyileştirmek isteyen çalışanlar için videolu danışmanlık hizmeti sunun. 
  • Çalışanlara evlerindeki fiziksel alanı daha rahat ve üretken kılmak için kullanabilecekleri bir ücret ya da ikramiye verin. 
  • Çalışanları evdeki alanlarını kendileri için nasıl daha iyi hale getirdiklerine dair ipuçları paylaşmaya teşvik edin.

Ekibinizin refahını iyileştirmeye hazır olduğunuzda bütüncül bir yaklaşım benimseyin ve çalışan deneyiminin her yönünü dikkate alarak onu nasıl iyileştirebileceğinizi