Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Türkiye’nin, son yıllarda ekonomik, sosyal ve demokratik alanlarda büyük bir değişim yaşadığını, uluslararası arenada ön plana çıkan aktörlerden biri haline geldiğini söyledi.

Bakan Ergün, Antalya’da düzenlenen 16. Dünya Verimlilik Kongresi ve 2010 Avrupa Verimlilik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, iki yılda bir yapılan Dünya Verimlilik Kongreleri’nin, verimliliğin yaygınlaşması ve verimlilik bilincinin gelişmesi için, tüm dünyayı buluşturan bir nitelik taşıdığını, bu buluşmanın, tarih boyunca farklı coğrafya, kültür ve medeniyetler arasında önemli bir kavşak noktası olan Türkiye?de düzenlenmesinin ayrıca önemli olduğunu belirtti.

”Bu nedenle, bu yıl kongreyi, ‘Ekonomide Köprü Ülke Türkiye’ sloganı ile düzenliyoruz. Kongrenin ana teması ise, ‘Yeni Yönelimlerin Eşiğinde Verimlilik: Toplumsal, Ekonomik, Çevresel Sorumluluğa Sahip bir Dünya Yaratmak’ olarak belirlenmiştir” diyen Ergün, şunları kaydetti;

”Bu yıl, Dünya Verimlilik Kongresi’nin Avrupa Verimlilik Konferansına eklenmesi de bu organizasyona ayrı bir güç, zenginlik ve derinlik kazandırmıştır. Bu kongre, zamanlaması itibariyle de, geçmişte yapılan kongreler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Zira kongre, tarihte tanık olduğumuz en ağır ekonomik krizlerden birinin hemen ardından yapılmaktadır.

Bütün dünyanın krizden çıkış stratejilerine odaklandığı, yeni krizleri engellemek için küresel ekonomiye yapısal müdahalelere ihtiyaç duyulan bir süreçten geçiyoruz. Kongre, bize farklı ülkelerin krizden çıkma deneyimlerini paylaşma ve ülke bazlı çözümlerden ziyade, küresel bazlı çözümlere yoğunlaşma zemini de oluşturacaktır. Dünyada benzer krizlerin yaşanmasını önlemek ve ekonomik büyümeyi sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak için, verimlilik anahtar kavramlardan biri olmaya devam edecektir.”

Güney Afrika’nın Sun City kentinde yapılan 15. Dünya Verimlilik Kongresi’nde, rekabetçi başarının ve yoksullukla mücadelenin verimlilik artışıyla mümkün olacağı, hedef ve politikaların verimlilik artışı sağlayacak şekilde belirlenmesi gerektiğinin beyan edildiğini ifade eden Ergün, şöyle devam etti:

”Bu husus, küresel krizle birlikte çok daha net bir şekilde anlaşılmış, yanlışlar ve doğrular, daha belirgin hale gelmiştir. Özellikle 1980’li yıllardan itibaren uygulanan neo-liberal politikalar, krizle birlikte önemli bir sorgulanmaya tabi tutulmuş, daha esaslı eleştirilere muhatap olmuştur. Ekonomiyi sadece sermaye hareketlerine, finans balonlarına ve borsa oyunlarına indirgemek, üretim temelli ekonominin yara almasına zemin hazırlamıştır.

Gerçekten de, 1 birimlik üretimin 10 birimlik zenginlik oluşturabildiği, garip bir ekonomi çevresinde yaşıyoruz. Bu durumun, kısa vadede iyi olarak anlaşılsa bile, orta ve uzun vadede nasıl krizlere yol açabileceğini de görmüş olduk. Yine birçok ülkede ekonomi, şişirilmiş kamu harcamalarının üzerinde yükselmiş, geçici ve suni refah ortamları oluşturulmuştur. Hâlbuki sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için, ekonominin lokomotifinin özel sektör yatırımları olması gerektiği son derece açıktır.”

Dünyanın bu sanal ekonomik yapıyı daha fazla taşıyamadığını ve nihayetinde küresel krizin patlak verdiğini belirten Ergün, ancak birçok ülkenin, krizi doğru şekilde analiz etmediğini ve ona göre pozisyon almadığını, krize neden olan finans sektöründeki sıkıntılara, yapısal çözümler üretilmediğini kaydetti.

”Türkiye sürdürülebilir büyüme hedefine odaklanmıştır”

Birçok ülkede kamu borçlarının ve bütçe açıklarının reel sektörü tehdit etmeye devam ettiğini, ancak Türkiye’nin bu önemli noktaları, küresel krizden çok daha önce idrak ederek, buna göre davranış sergilediğini vurgulayan Ergün, ”Türkiye, 2001’de yaşadığı yerel krizin ardından, yanlışlarını teşhis etmiş, bu sorunları tedavi etmiş ve sürdürülebilir bir büyüme hedefine odaklanmıştır. Zira 2001 krizi, ülke olarak bazı doğruları çok daha iyi anlamımızı sağlamış, hükümetimiz de bu doğruları başarıyla hayata geçirmiştir” diye konuştu.

Sürdürülebilir büyüme için, kamu kaynaklarının verimli kullanılması ve özel sektörün daha etkin hale getirilmesi gerektiğine dikkati çeken Ergün, şunları söyledi:

”Bu cümle, hükümetimizin son 8 yıllık süreçte uyguladığı ekonomi politikalarının adeta bir özeti gibidir. Türkiye’nin dünyada küresel krizden en az etkilenen ülkelerden biri olması ve krizden yapısal bir hasar almadan çıkması, bu anlayışımızın sonucunda gerçekleşmiştir.

Zira ülkemizde, hem mikro hem de makro düzeyde, verimliliğe dayalı büyüme yaklaşımının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Kriz döneminde üretim, ihracat ve istihdam kayıpları yaşansa da, bu kayıplar kalıcı olmamıştır.”

Büyüme yüzde 7’nin üzerinde olabilir

Türkiye’nin bu yılın ilk yarısında yüzde 11 gibi bir büyüme oranı yakaladığını kaydeden Ergün, ”Yeni açıkladığımız orta vadeli programda, 2010 yılı büyüme hedefimizi yüzde 6,8 olarak revize ettik; ancak ben, yıl sonunda yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme yakalayacağımızı düşünüyorum” diye konuştu,

Bu yılın ilk 10 ayında ihracatın yüzde 11,4 oranında arttığını ifade den Ergün, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Kriz sonrası dönemlerde, telafisi için en çok zamana ihtiyaç duyulan istihdam rakamlarında dahi, çok önemli toparlanmalar görülmektedir. Yine 2011 bütçesi, Türkiye ile diğer birçok gelişmiş ekonomi arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koyacaktır. Birçok Avrupa ülkesinde dahi işten çıkarmalar, maaş indirimleri ve kamu yatırımlarının askıya alınması gibi gelişmeler yaşanırken, Türkiye, yine yatırım ve büyüme odaklı bir bütçe hazırlamıştır.

Türkiye, artık hem doğru alanlara yönelen, hem de faaliyet gösterdiği alanların hakkını fazlasıyla veren bir ülkedir. Geçen yıl uygulamaya koyduğumuz yeni teşvik yasası, bu konuda önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu teşvik yasası, ülkemizi verimli olmayan sektörlerden, verimli sektörlere doğru kaydırma esasına göre hazırlanmıştır.”

Türkiye’nin kayıp yıllarını telafi etmesi ve en önemli kaynağı olan zamanı en iyi şekilde kullanması gerektiğine dikkati çeken Ergün, ”Türkiye, dışa açık ve ihracata dayalı büyüme stratejisine geçtikten sonra, özellikle 1990’lı yılları iyi kullanamamıştır. Şimdi yapısal sorunlarını geride bırakan ülkemizin, büyüme sürecine verimlilik ekseninde devam etmesi gerekmektedir. Böyle bir süreç, işçi veya işveren, üretici veya tüketici, toplumun bütün kesimleri için olumlu sonuçlar doğuracaktır” dedi.

Ergün, ”Türkiye 2023 yılına kadar her yıl verimliliğini yüzde 3 oranında artırırsa, zenginliğimiz ondan daha fazla artacaktır. Böylece Türkiye, dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline gelecek, kişi başına düşen milli gelirini de 20 bin doların üstüne çıkaracaktır. Kişi başına düşen milli gelirdeki artışı da, bir bakıma, her bir bireyin daha verimli hale gelmesi olarak okumak mümkündür” dedi.

Bakanlık olarak teknoloji, Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve markalaşma gibi alanlara ağırlık verdiklerini kaydeden Ergün, daha fazla üreteceğim diye, piyasa talebinin çok daha üstünde üretim yapan bir firmanın, verimli çalışmadığını, çünkü önemli olanın maksimum miktarda değil, optimum seviyede üretim yapmak olduğunu belirtti.

Başta istihdam olmak üzere üretim, ücretler, sermaye birikimi, teknoloji seviyesi, yatırımlar ve kalkınma gibi birçok değişken ve aralarındaki ilişkilerin, verimlilik düzeyiyle yakından ilişkili olduğunu ifade eden Ergün, şunları söyledi:

”Verimlilik, bütün bu değişik göstergelerin hem nedeni, hem de sonucu durumundadır. Ekonomik krizlerin, bu göstergeler üzerindeki etkisi de, verimlilik düzeyine göre değişmektedir. Aynı kriz, düşük verimlilik olan ortamda ağır tahribat yaparken, yüksek verimlilik olan ortamda daha sınırlı etki yapmaktadır.

Kriz sonrası dönemler, firma, sektör ve ülkeler için, yeniden yapılanma ve kaynakları daha etkin değerlendirme açısından önemli dönemlerdir. Ülke olarak, bugüne kadar doğru yaptıklarımızda ısrar edecek, eksiklerimizi de telafi edeceğiz.”

Türkiye’nin kalkınma yarışına aynı seviyelerde başladığı birçok ülkeden çok daha iyi durumda olduğuna işaret eden Ergün, ”Ancak biz kendimizi geride bıraktığımız ülkelerle değil, geride bırakacağımız ülkelerle mukayese ediyoruz. Öncelikli hedefimiz, ülkemizde verimliliğin ve buna bağlı olarak refah ve yaşam kalitesinin artmasıdır. Bunu sağlamak için, kamu veya özel sektörden herkesin elini taşın altına koyması gerekmektedir” diye konuştu.

Türkiye’nin sadece yerel motivasyonlarla hareket eden bir ülke olmadığı için küresel ekonominin seyrini de yakından takip ettiğini ifade eden Ergün, küresel ekonominin yanlışlarından dönmesi ve yeni krizlerin önlenmesi için de, küresel platformlarda etkin bir şekilde rol almaya önem verdiklerini bildirdi.

”Türkiye yatırım yapılacak en verimli alanlardan biridir”

Yatırımcıların Türkiye’yi ekonomik aktiviteleriyle, fırsatlarıyla beraber daha yakından tanımaları gerektiğini söyleyen Ergün, ”Yatırımcılara bir yatırım yapacaklarsa, en verimli alana, en verimli coğrafyaya, en verimli lokasyona yatırım yapmaları açısından Türkiye’nin önemini hatırlatmak istiyorum. Türkiye yatırım yapılacak en verimli alanlardan biridir, Türkiye’nin gelişme trendi, potansiyeli ve fırsatları dünyadaki yatırımcılar açısından çok önemli fırsatlar olarak karşılarına çıkmaktadır” dedi.

Yeryüzünde herkese yetecek kadar kaynak olmasına rağmen, bu kaynakların verimli kullanılmaması, israfın artmasının bu kaynakların adil ve eşit biçimde paylaşılmasını engellediğine dikkati çeken Ergün, şunları kaydetti:

”Yeryüzünün kaynaklarını daha verimli kullanmaya özen gösterilmelidir. Bu kaynakların başında su, enerji, gıda gelmektedir. Özellikle su, gıda ve enerji dünyanın yakın geleceğinde, dünya ülkelerini ve toplumlarını tehdit eden risklerle dolu olan alanlardır. Bu alanlardaki verimlilik, tasarruf, işbirliği dünyanın kendi geleceği, insanlığın geleceği açısından önemlidir. Bu alanlardaki sıkıntılar, yeni çatışmalar, savaşlara yol açacak nitelikte sıkıntılardır. Dünyanın, gıdanın, suyun, enerjinin verimli kullanılmasına ve adil paylaşımına ve bu konularda işbirliğine ihtiyacı olduğunu görmesi gerekiyor.”

Ergün, yeni sanayici ve yeni işadamı profilinin de bu gerçekleri dikkate alan, bir şekilde hem dışa, hem rekabete, hem de teknolojiye yeniliklere açık bir işadamı, aynı zamanda çevreye duyarlı, sosyal sorumluluk sahibi bir işadamı profili çizmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

16. Dünya Verimlilik Kongresi ve 2010 Avrupa Verimlilik Konferansı?nın açılış törenine MPM Genel Sekreteri ve EANPC Başkan Vekili Kerim Ünal, MPM Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Deryal, Avrupa Ulusal Verimlilik Merkezleri Birliği (EANPC) Başkanı Wolfgang Schroter, Dünya Verimlilik Bilimi Konfederasyonu (WCPS) Başkanı John Heap, TZOB Başkanı Semsi Bayraktar, TÜRK-İŞ Başkanı Mustafa Kumlu, TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgubirlik, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün katıldı.

Ana teması ?Yeni Yönelimlerin Eşiğinde Verimlilik: Toplumsal, Ekonomik ve Çevresel Sorumluluğa Sahip Bir Dünya Yaratmak? olarak belirlenen Kongre?de Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Ali Boğa ile Müsteşar Yardımcısı Niyazi İlter Oturum Başkanlığı yaparken; KOSGEB Başkanı Mustafa Kaplan?da bir konuşma yaptı.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın