Dünya ekonomik krizi analizi I – Küresel krizin nedenlerine ilişkin görüşler

kobipostasi

ERMUKAN ŞENGEZER >> Dünya ekonomisi 2007’de başlayıp giderek gelişen ve yayılan bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Krizin başlangıç noktası olan ABD, 1930?lu yıllardan bu yana en şiddetli ekonomik çöküşü yaşıyor. Öte yandan Avrupa Birliği’nin dağılması tehlikesinden bahsediliyor.

ABD?nin ülkesine büyük para girişlerinin olumsuz etkilerini ve bunun yol açtığı finansal kurum bilançolarındaki bozulmayı önleyememesinden kaynaklanan finansal kriz bu ülkede büyük bir durgunluk yarattı. Durgunluk ABD ekonomisinin, dünya ekonomisi içindeki payının yüksekliği nedeni ile tüm dünyayı olumsuz yönde ve derinden etkiliyor.

Küresel krizin temelinde yatan nedenler ve çözüm yöntemleri konusunda değişik kesimler arasında büyük görüş ayrılıkları var.

Çok bilinen ve genel kabul gören görüşe göre küresel krizin nedeni ABD?nin yaşadığı finansal krizdir. Bu kriz, Asya ülkeleri ve diğer yüksek tasarruf yapan ülkelerdeki fonların ABD’deki finansal sistemle ilgili gevşek mevzuat kuralları nedeni ile güvenilir bir liman olan bu ülkeye akması ve riskli olarak kullanılmasından kaynaklandı. Akan fonlar zamanla konut sektöründe bir balon oluşturdu, bunun sonucu tüketim eğilimini ve cari açığı arttırdı Bu yaklaşım doğru ise sorunun çözümü için yüksek tasarruf yapan ülkelerin tüketimi arttırmaları yeterli olacaktır.

Diğer bir görüşe göre ise bu yaklaşım hatalıdır ve olayı ana sorun açısından değil onun yol açtığı sonuçlar ve yan etkiler açısından yorumluyor.

Temelde yatan nedenleri doğru teşhis edebilmek için son 30 yılda dünya ekonomisinde oluşan değişimlere göz atmak gerekecektir.

1970?li yıllarda dünyada stagflâsyon adı verilen bir ekonomik gelişme yaşandı. Bu, basitçe ekonominin patinaj yapması -Fiyatlar artarken gelirlerin artmaması- olarak da tanımlanabilir.

1978 yılında ABD dış pazarının gelişmesi için ABD Başkanı Nixon, Çin’e bir ziyaret yaparak onları dış dünyaya açılmaya yönlendirdi.

Çin’in 1988 yılına kadar geçen 10 yıl içinde gerçekleştirdiği yapısal değişimler sonucu dışa açılmada ve buna bağlı olarak ekonomik kalkınmada olumlu sonuçlar almaya başlaması üzerine 1990?lı yıllarda Hindistan da benzer uygulamalarla dış dünyaya açılmaya başladı. Bunlara ek olarak sosyalist bloğun yeni oluşan dünya düzeninde rekabet gücünü kaybederek dağılması ile serbest kalan ülkelerin yeni ekonomik yapıya uyum için Batı ülkeleri ile ticaretlerini geliştirmeye başladıklarını görüyoruz.

Bu ekonomik ve siyasi gelişmeleri tetikleyen faktörler arasında iletişim ve ulaştırma teknolojisinde meydana gelen gelişmeler ile gelişen rekabet ortamında başarılı olmaya yönelik yeni buluşlara ?innovasyon- yönelik çalışmaların hızlanmasını da sayabiliriz.

Tüm bu değişmeler küreselleşme adı verilen bir dizi ekonomik, siyasi ve hukuki politika uygulamaları aracılığı ile yürütüldü.

Önümüzdeki yazıda, küreselleşmenin dayandığı temeller ve küreselleşme sürecine ilişkin dinamikleri bulacaksınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Şirket yapılanmaları: III Şirketler eğilimlerin fırsat ve tehlikelerine göre yapılandırılır

RÜŞTÜ BOZKURT >> Önceki iki yazıda “şirketin kendini tanıması” ile “yapısal ve ekonomik özellikler analizinin” yeniden yapılandırma çalışmaları bağlamına ilişkin bazı noktalara değinildi. Sıra, yeniden yapılandırma çalışmaları ile eğilimlerin yarattığı fırsat ve tehlikelerin arasındaki karşılıklı bağımlılıkları açıklamaya geldi. Şirketlerin tarihi, çoğu zaman geçici, bütünleyici ya da rakip eğilimlerin, şirkette yer […]

Subscribe US Now

Betboo