12 Aralık 2017 Salı
  • DOLAR
  • EURO
  • BIST
Sisli
16°C

Jak Kamhi’nin 88 yıllık yaşamı kitap oldu

Sektörel - 16 Eylül 2013

s1378896372_gorduklerim_yasadiklarimProfilo Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Jak Kamhi’nin 88 yıllık yaşam öyküsü kitap oldu. Ünlü işadamının kaleme aldığı ve 2012 yılında kaybettiği oğlu Hayati Kamhi’ye adadığı Gördüklerim Yaşadıklarım isimli kitap Remzi Kitabevi tarafından yayına hazırlandı. 4.000 Adet basılan kitap 16 Eylül’de bütün kitapçılarda satışa sunulacak.

Tepebaşı’nda başlayan çocukluğundan, gramer uzmanı büyük büyük dedesine; evde kurulan büyük yemek sofralarından mucit amcasının inanılmaz icatlarına; Atatürk’le göz göze gelişinden askerlik, evlilik ve iş hayatına kadar ilgi çekici pek çok ayrıntıyı bütün açıklığıyla okurlarıyla paylaşan Kamhi, Varlık Vergisi, 12 Eylül askeri darbesi, Kürt ve Ermeni meselesi gibi toplumsal konulara da değiniyor. Kitapta, PAL SECAM televizyon, wireless (kablosuz) televizyon, buzdolabı, motosiklet, otomatik çamaşır makinesi gibi pek çok aletin Türkiye’deki ilk üreticisi olan Kamhi’nin iş ve özel yaşamıyla ilgili ilginç ayrıntılar da bulunuyor.

Yola 30 kişiyle çıktı, 8.500 kişiyle devam ediyor

Sanayi Odası yönetimindeki ilk Musevi olan Kamhi kitabında ezeli rakibi Koç Grubu’yla “mücadele”sini, helikopter projesinin nasıl engellendiğini, şirketlerinin kapasitesini nasıl artırdığını, fabrikasının işgali karşısında sergilediği tavrını, alışveriş kültürüne kazandırdığı yeni solukları, toplu konut deneyimini, oğlu Cefi Kamhi’nin olağanüstü fedakârlıklarını, ilk görüşte nasıl aşık olduğunu, 30 kişiyle çıktığı yola 8.500 kişiyle nasıl devam ettiğini de aktarıyor.

Abdullah Gül, Ahmet Necdet Sezer, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Kenan Evren, Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Alpaslan Türkeş gibi siyaset dünyasından önemli isimlerin yanı sıra Alain Juppé, Hillary Clinton, Jacques Chirac, Şimon Peres gibi dünya liderleriyle de yakın ilişki kuran Kamhi’nin kitabının sonu ise babasından ve amcasından aldığı altın öğütlere, Kamhi Ailesi’nin kökenine ve eşi Tüli Kamhi’nin soyağacına ayrılmış.

“Büyük acıya rağmen görevlerimi ihmal etmedim”
Kitabın başlangıç yazısında çocuklarına geçmişinden izler bırakmak istediğini söyleyen Kamhi’nin şu sözleri yer alıyor: “İlginç ve güzel bir yaşamın yanında, sevdiklerimin kaybı üzüntülü günlere de sebep oldu. En acısı, sevgili ve değerli oğlum Hayati Kamhi’nin kaybı oldu. Bu kaybın ne tesellisi ne de telafisi mümkün. En büyük acıya rağmen görevlerimi ihmal etmedim. Geçmişten baktığım zaman bugünkü halimiz sanki bulutların üzerinde gibi geliyor. Kendimi 60 yıl önce dondurup bugünlerde uyandırmam mümkün olsaydı, herhalde başka bir dünyaya gelmiş gibi olurdum.”

Ödüllerle dolu 88 yıl
s1379061914_jak_kamhi__13_Meslek hayatı boyunca pek çok başarıya imza atan, uzun yıllar İSO, İKV, DEİK, MESS, TÜSİAD gibi kuruluşlarda üst düzey yönetici olarak yer alan Kamhi, Türkiye’nin yurtdışında tanıtmasına önemli katkılar sağladı ve 1991 yılında, Dışişleri Bakanlığı Üstün Hizmet Ödülü’nü aldı. Bir dönem Başbakanlık Dış Tanıtım Kurulu Üyesi olarak görev yapan Profilo Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı’na, 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi tarafından fahri doktor unvanı verildi. 2007 yılında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in elinden Devlet Üstün Hizmet Madalyası alan Jak V. Kamhi, 1991 yılında ‘Chevalier de la Légion d’Honneur’ nişanına, 2006 yılında ‘Officier de la Légion d’Honneur’ nişanına, 1997 yılında da Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ‘Commandeur dans l’Ordre National du Merite’ nişanına layık görüldü. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nde Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu Şeref Madalyası ile Türk-Amerikan Dostluk Konseyi Ticaret Liderliği Ödülüne hak kazanan Kamhi’ye, 2003 yılında da İspanya Kralı tarafından ‘Commander of the Order of the Spanish Civil Merit’ nişanı verildi.

Avrupa’nın sanayi liderleri tarafından kurulan Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası (ERT) Grubu’na 1991 yılında üye olarak çağrılan ilk ve tek Türk sanayicisi Kamhi, bu görevinden 2003 yılında ayrıldı. Fransızca, İngilizce ve İspanyolca bilen ünlü işadamı 88 yıllık yaşamını Gördüklerim Yaşadıklarım isimli kitabında bütün ayrıntılarıyla anlattı.

KİTAPTAN NOTLAR:

ÇOCUKLUĞU VE AİLESİ

13 Haziran 1925, yani doğduğum tarih, her bakımdan ilginçti ancak bunun tek sebebi benim doğmuş olmam değildi. 13 rakamının Talmud’daki ifadesi “sevgi”ydi ve bu benim açımdan son derece önemliydi. Yıl 1925’ti, 25’in Talmud’daki anlamı ise “barış sevgisi”ydi. Bu iki hisse de yani “barış”a da, “sevgi”ye de bütün ömrüm boyunca bağlı kalacak, politik girişimlerimde de yine bu iki hedef için yoğun çaba sarf edecektim.

O yıllarda İstanbul’da yaşayan Musevi ailelerinin hemen hepsi gibi, geniş bir aileydi bizimkisi de. Geniş aile formu, sadece İstanbul Musevileri için değil, genel olarak bütün Museviler için geçerliydi. Neden derseniz, bilhassa Avrupa ülkelerinde dışlanıp horlanan ve her fırsatta ezilmek istenen Museviler, geniş aileler halinde yaşamak mecburiyetindeydi. Zaten Avrupa’nın hemen her kentinde bulunan Musevi gettoları,biraz da bunun sonucuydu.

s1379061979_jak_kamhi__2_Benim ismim esasında bir hayli uzundu: Jak Cordoba Sultana Hayim Kamhi.Evimiz de en az ismim kadar uzun ve kalabalıktı. Tepebaşı’ndakievde annemin iki kız kardeşi Rachel ve dul teyzemSarina ile oğlu Maks de bizimle beraber yaşıyordu. Rachel teyzem,müziğe ve dansa çok düşkündü. Gramofona plaklar koyupçalar ve bu müzikle birlikte dans ederdi. Zaten bize valsi,tangoyu, fokstrotu öğreten de Rachel teyzemdi. Sonra bir gün Rachel teyzeme Fransa’dan bir davet gelmişve o da 1930’da Limoges kentine gelin gitmişti. Teyzemin oradaGilles ve Jacques isimlerini verdiği iki erkek çocuğu olmuştu.Hem kendisinin hem de çocukların Türkiye Cumhuriyetivatandaşlığını muhafaza etmek, Rachel teyzemin yaptığı enönemli ve akıllıca işlerden birisiydi. Bunun faydasını ise asılsavaş yıllarında görecekti.1942’de Fransa Alman orduları tarafından işgal edildiğindekocası evinden alınıp kamplara götürülmüş ve bir daha dahaber alınamamıştı kendisinden.

Babam Bulgarca, İspanyolca, Fransızca, İtalyanca ve Rumca konuşurdu. Annem de İspanyolca, Fransızca, Rumca bilirdi. Bizim evde de, bütün diğer Sefarad evlerinde olduğu gibi Ladino ve Fransızca konuşulurdu. (…) Ben çocukken bize bakan Rum mürebbiyelerden Rumca da öğrenmiştim.

Mübalağa ettiğimi düşünenler olabilir ama hakikat buydu: Unkapanı’ndan Eyüp’e kadar Haliç kıyısındaki arazilerin büyük çoğunluğu Kamhilere aitti.

Ben doğduğumda babam muhtardan nüfus işlemlerini yapmasını rica etmiş, o da büyük bir gönül rahatlığıyla benim nüfus cüzdanımın din hanesine İslam yazdırmıştı. Yedek Subaylığa gireceğim zaman nüfus cüzdanımı eline alan subay din hanesinde “İslam” yazdığını görünce çok şaşırmıştı. Neyse ki, askere giderken durum fark edilmiş ve düzeltilmişti. Oysa o güne kadar kimsenin aklına nüfus cüzdanıma bakmak gelmemişti.

Cumhurbaşkanı olmadan önce İstanbul’a her gelişlerinde Pera Palas’ta kalırdı İnönü ailesi. Onların kaldığı oda, bizim evin tam karşısına düştüğü için de kısa sürede Ömer ve Erdal ile arkadaş oluvermiş, öyle ki fırsatını bulur bulmaz pencereden pencereye seslenerek şakalaşmaya başlamıştık. Hiç unutmuyorum…

Bir gün köyünden yeni gelen bir bekçi babama dönerek,“Patron, yolda gelirken kendi kendine yürüyen garip bir araba gördüm. Ne katırı vardı ne öküzü, nasıl yürüyor?” dedi büyük bir şaşkınlıkla. Bizim bekçinin kastettiği tramvaydan başka bir şey değildi ve ne yazık ki o yıllarda Anadolu medeniyetten bu kadar uzaktı.

Galiba on yaşındaydım. Yani 10. yıl kutlamalarının üzerinden çok değil iki sene geçmişti. Bizimkiler kaplıcalara girmek için belirli dönemlerde Yalova’ya giderler ve giderken bizi de götürürlerdi. (…) Bağırıp çağırıyor, ortalıkta koşup duruyorduk. Tam o sırada üstü açık güzel bir araba yaklaşmaya başladı kaplıcalara doğru. Birden herkes “Atatürk! Atatürk!” diye birbirinin kulağına bir şeyler fısıldadı…

Ticarete ilişkin ilk bilgileri babam ve amcamdan aldım gerçi ama mahalle bakkalımızın katkısını da ihmal etmemem lazım. Evimizin hemen karşı sırasında bulunan bu bakkaldan bütün ihtiyaçlarımızı karşılardık. Bu işi de genellikle ben yapardım. (…) Bana ticarete dair kimi incelikleri öğreten bu bakkal amca, sonradan bütün Türkiye’nin tanıdığı bir isim oldu.

İLK AŞK

İngilizcesi gayet iyi olan arkadaşım, derdini Fransızca anlatamadığı için benden rica etmiş, ben de bu ricayı kıramadığım için onun adına Lea Moskoviç’e aşk mektupları yazmaya başlamıştım. (…) Bir süre sonra, ister istemez benim duygularım hâkim olmaya başlamıştı mektuplara. İstanbul’daki meçhul bir sevgiliyi özler gibi duygularımı kelimelere döküyor, o meçhul sevgili sanki benim sevgilimmiş gibi son derece duygusal ve romantik cümleler yazıyordum. 1949 yılının kimi zaman eksi 27 dereceyi bulan soğuğunda Ankara Yedek Subay Okulu’nun yatakhanesinde kaleme aldığım mektuplar, doğrusu bu ya, benim de içimi ısıtıyordu. Ancak mektupların altındaki imza arkadaşıma aitti. İşte bunun için Lea Moskoviç, İstiklâl Caddesi’nin ortasında, “Yazdığın mektuplar çok etkileyiciydi” deyince şaşırıp kalmıştım…

İlk görüşte aşk diye bir şey vardı ve ben görür görmez âşık olmuştum Tüli’ye. Ne var ki Tüli, yedek subaylığımı yaparken tanıdığım arkadaşım Kemal Uşaklıgil Aksel ile evlenecekti. Kemal, Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın yeğeni ve Süreyya Paşa’nın da torunuydu. Yani Tüli için iyi bir seçim sayılırdı. Ancak evlilikleri yolunda gitmiyordu.

İŞ HAYATI

s1379061832_jak_kamhi__19_Profilo Şirketi sayesinde Türkiyemizin nal çivisine bile muhtaç olduğu, döviz darlığı çektiği yıllarda, Karayolları’nın ihtiyacı olan trafik direği, yol kenarı çelik “barbacane”ları gibi birçok malzemeyi biz ürettik. (…) Eminönü, Vatan Caddesi ve Beşiktaş’a hiçbir bedel almadan üst geçitler yaptık ve İstanbul’da üst geçit dönemini açtık. (…)1959’da soğutma aksamı haricinde tamamen yerli olanaklarla ilk Frigolux buzdolabını ürettik. Bunu ilk otomatik çamaşır makineleri ve birçok mutfak eşyasının üretimi takip etti.

Açılan ateşle camı delen kurşun oturduğum yerin birkaç milimetre ötesinden geçerek arka koltuğa saplanmıştı. Olay yerine vardığımızda polis bize geçiş izni vermedi ama biz hiçbir işçimiz yaralanmadan bu tehlikeyi de atlatmayı başardık…

LİDERLERLE YAKIN İLİŞKİ

Bıyığımı Avrupa Birliği için keseceğim hiç aklıma gelmezdi doğrusu! Avrupa Birliği ile bıyığın ne ilişkisi var diyeceksiniz belki de içinizden? Ama anlatınca bana hak vereceğinizden eminim.

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile bir kez de Brüksel Zirvesi’nden önce 15 Kasım 2002’de ERT delegasyonunu öğle yemeğinde kabulü sırasında görüşmüş ve Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in mektubunu takdim ettim…

Etkinlikleri yöneten Musevi kökenli ABD’li Charles Zwick’le samimiyetimizi pekiştirmek suretiyle, Başkan Ronald Reagan’la daha yakın olma fırsatı da bulduk ve bu yakınlığımız Reagan başkanlıktan ayrıldıktan sonra da devam etti.

ABD’nin son Başkanı Obama, başlangıçta bazı olumsuz odakların etkisinde kalarak ülkemiz aleyhinde bir tutum sergiledi ancak yerinde müdahalelerimiz sayesinde bu tutumunu değiştirdi.

Erdoğan ile ilk olarak, İstanbul Belediye Başkanlığı’nı üstlendiği süreçte, Fransız Büyükelçiliği kutlanmasında karşılaştım.

Abdullah Gül ile ilk karşılaşmam, Paris’te havalimanında oldu. Yanıma gelerek nazikçe selamladı. Heyetinin uçağa binmesini beklerken de yanıma gelip beraberinde uçağa binmemizi istedi…

Süleyman Demirel’i, 1965-1969, 1969-1971, 1975-1977, 1977-1978, 1979-1980 ve 1991-1993 yıllarındaki 6 başbakanlık döneminde ve 1993-2000 yılları arasındaki Cumhurbaşkanlığı döneminde hep ziyaret ettim ve İKV Yönetim Kurulu Başkanı iken de Avrupa Birliği ile ilişkiler konusunda müteaddit kereler bilgilendirdim. Onun geniş vukufuna hayrandım. Her suale verdiği ilginç cevapları meşhur idi.

Özel sektörde bulunduğu dönemde kendilerini ve çok yakın görüştükleri Adnan Kahveci ve eşlerini evimde ağırlama onuruna nail olmuştum.

Ecevit Profilo Alışveriş Merkezi’ni ziyaret eden tek liderdi. Bu hatıralarımı yakından bilenler, hatırlayacaklardır; Rahşan Ecevit’in vakfının kuruluş aşamasında üye olmamı sağlayarak beni onurlandırdılar.

Türk lirasının istikrarsızlığının giderek arttığı süreçte, Özer Çiller beni telefonla aradı ve Başbakan Çiller’in ABD Başkanı Clinton ile görüşmek için Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan başvurulara bir türlü cevap alınamadığını belirterek, bunun nedenini araştırıp araştıramayacağımı sordu. Ben de konuyla ilgili muhtelif başvurularıma bir cevap alamayınca New York’a bir seyahat planladım ve New York’a varınca da ilgili kişilerle ayrı ayrı görüşerek başvuruların Beyaz Saray’da bekletildiğini öğrendim.

GÖRDÜKLERİM, YAŞADIKLARIM

Yazar: Jak Kamhi
Remzi Kitabevi, 2013
Yayına hazırlık: Ebru Erbaş
Görsel hazırlık: Işıl Ergüven
Birinci basım: Eylül 2013
Baskı adedi: 4.000

HABERİ PAYLAŞ :
YORUMLAR

Bu içerik için ilk yorumu siz yapabilirsiniz.

İsminiz* Zorunlu

E-Posta adresiniz* Zorunlu

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

GÜNCEL

Şirket Haberleri ŞİRKET HABERLERİ

Gazete ve dergi haberlerinden daha fazlası KOBİ Postası'nda

İŞE YARAR HABERLER
Sitemizde yayınlanan tüm haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Haberlerin kopyalanması yasal açıdan kesinlikle yasaktır!
Copyright © 2013. Tüm Hakları saklıdır.
Bu web sitesi Blogizma tarafından üretilmiş WordPress Haber Teması ile hazırlanmıştır.